|
Son yılarda dünya toplumlarının yaşadığı dini yöneliş
bugün artık açıkça görülen bir gerçektir. Yapılan araştırmalar,
düzenlenen kamuoyu yoklamaları dinin insanların hayatında çok
önemli bir yer tuttuğunu, eskiye kıyasla çok daha fazla insanın
dini değerlere önem vermeye başladığını ve maneviyata yöneldiğini
göstermektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan dini bilinçlenme,
dünya tarihinde yeni bir döneme girildiğinin de en önemli işaretlerindendir.
Bilindiği gibi 19. yüzyıl gelecek dönemlerde yaşanacak
manevi çöküşün ilk adımlarının atıldığı bir devir olmuştur. Bu
devrin en önemli özelliği, o zamana kadar dünyanın geneline hakim
olan 'Teist' (yani Allah'ın varlığını kabul eden) inançlara ve
dinlere karşı, ateizmin yani Allah'ı inkar düşüncesinin güç kazanmasıdır.
Ateizm, elbette eski çağlardan beri var olmuştu. Ancak bu fikrin
asıl yükselişi, 18. yüzyıl Avrupası'ndaki bazı din karşıtı düşünürlerin
felfeselerinin yayılmasıyla ve siyasi sonuçlar vermesiyle başladı.
Diderot, Baron d'Holbach gibi materyalistler, evrenin sonsuzdan
beri var olan bir madde yığını olduğunu ve madde dışında bir varlık
alemi bulunmadığını öne sürdüler. 19. yüzyılda ateizm daha da
yaygınlaştı. Feuerbach, Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Freud
gibi düşünürler, ateist düşünceyi farklı bilim ve felsefe alanlarına
uyguladılar.
19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince
her şeyi açıkladığını sandıkları bir 'dünya görüşü' oluşturmuşlardı:
Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan
beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve
dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta
hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Canlıların ve insanın
nasıl var olduğu sorusunun Darwinizm tarafından açıklandığını
sanıyorlardı. Tarih ve sosyolojinin Marx ve Durkheim, psikolojinin
ise Freud tarafından ateist temellerde açıklandığını zannediyorlardı.
Oysa bu görüşlerin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve
toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden
toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki bulgu, tespit ve
sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti.
Amerikalı yazar Patrick Glynn, 1997'de yayınlanan
God: The Evidence, The Reconciliation of Faith and Reason in a
Postsecular World (Allah'ın Delilleri, Sekülerizm Sonrası Dünyada
Akıl ve İnancın Uzlaşması) isimli kitabında, bu konuda şu yorumu
yapar:
Geçen iki on yılın araştırmaları, daha önceki neslin
seküler ve ateist düşünürlerinin Allah hakkındaki tüm varsayımlarını
ve öngörülerini tersine çevirmiştir. (Söz konusu) Modern düşünürler,
bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya
çıkaracağını sanmışlar; aksine bilim, evrende akıl almaz derecede
geniş bir 'büyük tasarım' olduğunu gösteren hiç beklenmedik
hassas düzenin boyutlarını keşfetmiştir. Modern psikologlar
dinin bir nevroz olarak tanımlanıp terk edileceğini öngörmüşler,
aksine dini inançların temel zihin sağlının çok hayati bir parçası
olduğu ampirik (bulgusal) olarak ortaya çıkmıştır…
Patrick Glynn'in üzerinde durduğu dönüşümün en net
gözlemlenebildiği ülkelerden birisi de kuşkusuz Amerika Birleşik
Devletleri'dir.
Amerika'da
İnanç
U.S News dergisi 6 Mayıs 2002 tarihli
sayısının kapak konusunda 'Amerika'da İnanç'ı ele aldı.
|
Amerika kurulduğu günde beri dini değerlere önem
veren bir toplum yapısına sahip olmuştur. Ancak özellikle son
yirmi yılda yaşananlar, uzun yıllardır göz ardı edilen dinin toplum
hayatında yeniden güç kazanmaya başladığını göstermektedir. Bu
konuda yapılan en son araştırmalardan birisi de U.S. News dergisi
ve PBS televizyonu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen 'Amerika'da
İnanç' başlıklı araştırmadır. Bu araştırma daha sonra
U.S. News dergisinin kapak konusu olarak da ele alınmış ve dergide
konuya yaklaşık 10 sayfalık bir bölüm ayrılmıştır. Araştırma esnasında
yalnızca Amerikalıların din değerler hakkındaki görüşleri alınmamış,
'Allah'a yakınlık', 'ibadetlerin yerine getirilmesi', 'dinler
arası hoşgörü', 'başka dinler hakkındaki düşünceler' gibi farklı
konularda da halkın yaklaşımları belirlenmiştir.
Bu kapsamlı araştırma sonucunda ortaya çıkan tabloyu
değerlendiren U.S. News dergisinde yer alan haberde verilen tespit
son derece çarpıcıdır: 'Buna göre ABD, dünyanın hem en zengin,
hem en güçlü, hem en eğitimli hem de en dindar ülkelerinden birisidir.'
Rakamlar incelendiğinde, U.S. News dergisinin bu yorumunun hiç
de abartılı bir yorum olmadığı görülmektedir. Bu rakamlar 1960'lardan
beri yapılan araştırmalarda elde edilen en yüksek rakamlardır:
* Amerikalıların yaklaşık 2/3'si dinin hayatlarında
çok önemli bir yere sahip olduğunu söylemektedir.
* 'Dinin sizin hayatınızdaki önemi nedir?' sorusuna
Amerikalıların, %69'u çok önemli derken, %24 oldukça önemli olduğunu
belirtmiştir.
* Nüfusun yarısına yakın haftada bir kere ibadetini
yerine getirmekte, dini bir törene katılmaktadır.
* Halkın %22'si ise haftada birden fazla kere ibadetini
yerine getirmek üzere dini törenlere katılmaktadır.
* Her beş Amerikalıdan dördü hayatında en az bir
kere Allah'ın yakınlığını ve gücünü hissettiğini söylerken, toplumun
%49'u ise bunu oldukça sık hissettiklerini belirmektedirler.
26 Mart - 4 Nisan 2002 tarihleri arasında yapılan araştırmanın
grafikleri US News dergisinde Amerika'da Din, Hayatın Bir
Parçası başlığı ile yayınlanmıştır.
a- Din sizin hayatınızda
ne kadar önemli? %69- Çok önemli / %24 - Oldukça önemli
b- Düğünler ve cenazeler
hariç, ne kadar sıklıkta dini törenlere katılıyorsunuz?
%30- Haftada bir kere / %22- Haftada birden fazla %16- Ayda
bir veya iki defa
c- Allah'ın hayatınızı
kontrol ettiğini ve size yakın olduğunu ne kadar sıklıkta
hissediyorsunuz? %49- Oldukça sık / %23- pek çok defa
|
Bu rakamların 60'lardan bu yana en yüksek veriler
olması, Amerikan halkının gün geçtikçe daha çok dindarlaştığını
göstermektedir. Nitkeim araştırmayı gerçekleştiren ünlü Gallup
şiketinin yöneticilerinden George Jr. Gallup da insanların manevi
bir arayış içinde olduğunu ve bu arayışın ancak dini duygularla
tatmin edilmesinin mümkün olduğunu söylemekte ve Amerikan toplumunun
yaşadığı açlığı şu sözleri ile dile getirmektedir:
"İnsanlar görünen dünyadan görünmeyen dünyaya yönelebilmek
için her türlü yolu deniyorlar, manevi değerlere duyulan derin
bir arzu var, bu Allah inancına karşı duyulan bir açlık."
Amerika'da dinin yükselişinin bir diğer göstergesi
de, Amerika'nın dört bir yanında sayısı gün geçtikçe artan ibadethanelerdir.
Ameirka'nın en güneyinden en kuzey noktasına, batısından doğusuna
kiliselerin, sinagogların ve camilerin sayısında önemli bir artış
görülmektedir. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise cami sayısının
büyük bir hızla çoğalıyor olmasıdır. Bugün Amerika, dünyanın kişi
başına en çok cami düşen ülkesi konumundadır. Amerika'da 865 kişiye
bir cami düşmektedir. İlerleyen satırlarda da değineceğimiz gibi
İslam, Amerika'nın en hızlı büyüyen dinlerinden birisidir ve cami
sayısının artışı bu yükselişin işaretlerinden sadece bir tanesidir.
Aynı araştırma ile ortaya çıkan bir diğer önemli
tespit de dinler arası hoşgörü ve toleransın Amerika'da son derece
yaygın olmasıdır. Nitekim Atlanta Emory Üniversitesi'nden Gary
Laderman Amerikan halkının çoğulculuk anlayışındaki gelişmeyi,
'Şu anda yaşadığımız çoğulculuğun geçmişte bir örneği görülmedi'
sözleri ile tarif etmektedir.
Amerika'nın dini çoğulculuğunda en çok dikkati çeken
yönlerden birisi de, Müslümanların -bu vesile ile- toplum hayatında
gittikçe daha fazla yer edinmeleri ve daha çok güçlenmeleridir.
Özellikle Başkan Bush'un yönetime gelmesinin ardından, sinagoglar
ve kiliseler gibi camiler de devlet adamlarının pek çoğunun ilgi
sahasına girmiştir. Beyaz Saray'da ve bazı valiliklerde Ramazan
ayı için özel toplantılar düzenlenmesi gittikçe yaygınlaşan bir
gelenek haline gelmiştir. Papazlar ve hahamlarla birlikte artık
Müslümanlar da yasama ve yürütme organlarının açılış törenlerine
katılmakta ve onlarla birlikte dua etmektedirler.
Amerika
ve İslam
Bundan otuz kırk sene önce Amerikan halkının büyük
çoğunluğu İslam hakkında hemen hiçbir bilgiye sahip değilken,
bugün İslam, Amerika'da üzerinde en çok konuşulan, hakkında en
çok program hazırlanan, yazı yazılan, rapor düzenlenen, araştırma
yapılan din haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durumun Amerikan toplumunun
İslam'ı öğrenmesinde büyük payı vardır. Bir yandan bu programları,
yazıları, araştırmaları, raporları hazırlayanlar İslam hakkında
detaylı bilgiye sahip olurken, diğer yandan bu bilginin aktarıldığı
kitleler de, belki de hayatlarında ilk defa İslam'la ilgili kapsamlı
bilgi edinme fırsatı elde etmektedir. Böylece bilgisizlik veya
yanlış bilgilendirme nedeniyle İslam'dan uzak kalmış olan insanlar
da dalga dalga İslam'a yönelmektedir.
Yukarıda da değindimiz gibi Amerika, dini değerler
üzerine inşa edilmiş bir ülkedir. Amerikalıların ülkelerinden
bahsederken önemle vurgu yaptıkları konulardan biri de, her dinden
insanın bu topraklarda huzur ve güvenlik içinde birarada yaşayabileceğidir.
Bu durum Amerika'ya göç eden Müslümanların dinlerini yaşamak ve
anlatmak için rahat bir ortam bulmalarını ve sayılarının gün geçtikçe
artmasını sağlamıştır. Buna rağmen yıllar boyunca Müslümanlar
sayıca az, ekonomik ve siyasi olarak da zayıf konumda kalmışlardır.
Ancak son on yılda ekonomik, siyasi ve sosyal alanda
karşılaşılan zorluklar tek tek ortadan kalkmaya başladı. Pek çok
eyalette mevcut camiler dolup taştığı için bir çok yeni cami inşa
edildi. İslami eğitim veren yüzlerce okul açıldı ve bu okullar
kendilerine gelen talepleri karşılayabilmek için kapasitelerini
artırdılar. Pek çok büyük şirket kendi bünyesinde çalışan Müslümanlar
için mescidler açtı, çeşitli bankalar İslami kurallara göre faaliyet
gösteren bölümler oluşturmaya başladılar, pek çok devlet kurumunda
üst düzey mevkilerde Müslümanlar görev almaya başladı.
Aynı şekilde son yıllar Müslümanların Amerikan siyasetinde
ilk defa bu derece etkin olduğu bir dönem oldu. Başkan Clinton
döneminde Hillary Clinton'ın Beyaz Saray'da bayram kabulü geleneğini
başlatması ile ilk defa resmi olarak Müslümanları ağırlayan Amerikan
yönetimi, 2001 yılında da Başkan George Bush'un iftar daveti ile
ilk defa Müslümanları iftar yemeğinde konuk etti. Başta Amerikan
Başkanı ve bakanları olmak üzere devlet yöneticileri konuşmalarında
sık sık Kuran'dan ayetler kullanmaya, İslam'ı övmeye, Müslüman
organizasyonların liderleri ile birebir bağlantılar kurmaya, camileri
ziyaret etmeye başladılar. Amerikan Kongre ve Senatosu'nda bu
yıl ilk defa, İncil ve Tevrat'la birlikte Kuran'dan ayetler okundu.
Amerika'nın ünlü dergilerinden The Christianity Today
dergisi ise 'Are Christians Ready for Muslims?' (Hıristiyanlar
Müslümanlar için Hazır mı?) başlığı ile yayınladığı haberde, İslam'ın
Amerika'daki yükselişine şöyle yer vermekteydi:
2015 yılına gelindiğinde İslam'ın Yahudiliği geçerek
Amerika'nın ikinci en büyük dini olacağı tahmin ediliyor. Bazı
tahminlere göre ise, bu çoktan gerçekleşti bile. Batı'ya göç eden
Müslümanlar Batının kültürel ve dini değerlerinde bir takım değişiklilere
neden oldular. Detroit'de bir hastane Müslüman hastalarına Kuran
dağıtıyor, Denver Ulsulararası Havaalanında Müslümanların ibadet
edebilmesi için bir mescid açıldı, Amerikan Senatosu açılış töreni
için Müslüman bir din adamı davet etti, ordu Müslüman din adamlarını
göreve aldı, Beyaz Saray (tıpkı Noel kartları gibi) Ramazan bayramı
için tebrik kartları yollamaya başladı, Washington'daki Suudi
Arabistan Büyükelçiliği her ay hapishanelere 100 Kuran hediye
ediyor ve mahkumlarla görüşmesi için imamlar gönderiyor. Ira Rifkin'in
Religion News Service'de bildirdiği habere göre ise (30 Kasım
1999), Kongrede çalışan Müslümanlar her hafta düzenli olarak ibadetlerini
yerine getiriyorlar.
Kuşkusuz bunlar son derece dikkat çekici gelişmelerdi
ve pek çok sosyolog ve araştırmacının ilgi odağı haline geldi.
Bu konuda tespitte bulunan önemli isimlerden birisi Pluralism
Project (Çoğulculuk Projesi) adını verdiği dinler arası diyalog
projesi ile tanınan Prof. Dianne Eck idi. (Eck bu projesi ile
Clinton hükümeti tarafından özel barış ödülüne layık görüldü.)
Eck, A New Religious America (Yeni Bir Dindar Amerika) adlı kitabında
İslam'ın hızlı yükselişi ile ilgili tespitlerini şöyle aktarıyordu:
Müslümanlar gün geçtikçe Amerikan toplumu içerisinde
daha kalabalık ve görünür hale geliyorlar. Halka hitap edilen
konuşmalarda eskiden yalnızca, 'kiliseler ve sinagoglar'dan bahsedilirken,
bugün 'kiliseler, sinagoglar ve camiler' deniliyor. Müslümanlar
için kutsal olan Ramazan ayı şimdi artık kamuoyunun da dikkatini
çekiyor ve Dallas Morning News, Minneapolis Star Tribune gibi
gazetelerin sütunlarına taşınıyor. Günün sonunda yenen ve iftar
adı ile anılan yemekler ise artık herkes tarafından biliniyor.
1990'ların sonlarından itibaren Kongre'de, Pentagon'da ve Dışişleri
Bakanlığında çalışan Müslümanlar tarafından iftar yemekleri organize
edilmeye başlandı. 1996 yılında ilk defa, Beyaz Saray Ramazan
ayının sonunda kutlanan Ramazan Bayramı için Müslümanları konuk
etti. Bu gelenek bugün de devam ediyor. Aynı yıl Amerikan donanması,
Norfolk Deniz Üssünde, ilk defa Müslüman bir din adamını göreve
aldı. Teğmen Noel'in imamlığında bu üsde her Cuma 50 denizci toplu
olarak Cuma namazı kılıyorlar. Tüm bunlar bize Amerika'nın din
hayatında yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor.
Dianne Eck'in de üzerinde durduğu gibi bu gelişmeler
yeni bir çağın başladığının işaretidir. Bu çağ yalnızca Amerika'da
değil, tüm dünyada İslam'ın hızla yayıldığı bir çağ olacaktır.
İslam'ın
Aydınlık Geleceği
Bu bilgileri alt alta koyduğumuzda ortaya çok çarpıcı
bir tablo çıkmaktadır: Amerika'da büyük bir dine yöneliş yaşanmakta
ve İslam Amerika'da gittikçe güçlenmekte, hızla yayılmaktadır.
Üstelik bu yükseliş sadece Amerika ile sınırlı kalmamakta, din
ahlakı dalga dalga tüm dünyaya yayılmaktadır. Bunların her biri
olağan üstü gelişmelerdir ve Allah'ın izni ile, çok daha önemli
gelişmelerin ilk işaretleri niteliğindedir. Dolayısıyla bu gelişmeler
iman edenler için güzel bir müjde, aynı zamanda şevk ve heyecan
kaynağıdır.
Allah Kuran'da hak dinin muhakkak galip geleceğini
bildirmiştir. Bu ayetlerden birisi şu şekildedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde
bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl
'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç
ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini
kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından
sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler
ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar
ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Bu nedenle tüm bu gelişmeleri değerlendirirken bunların
Allah'ın birer vaadi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanılan gelişmelerin
bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, konunun öneminin gereği gibi
takdir edilmesi açısından da önemlidir. Söz konusu gelişmeler
bu bilinçle değerlendirildiğinde, Allah'ın bizi bu önemli gelişmelerin
yaşandığı dönemde yaratmış olmasının şükredilmesi gereken bir
nimet olduğu da anlaşılır. Çünkü yaşanılan her bir olay çok daha
önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır
bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet
karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak
gerçekleştirilmelidir. Fiili olarak yapılacak şükür, Kuran ahlakının
dünyaya hakim olmasını hızlandırmak için çalışmaktır. Bu da bir
yandan bu hakimiyete engel olmaya çalışan din dışı ideolojiler
ile fikri olarak mücadele etmeyi, bir yandan da Kuran ahlakını
her fırsatta insanlara ulaştırmak için çaba göstermeyi gerektirir.

|